KASIM YAĞCIOĞLU

KASIM YAĞCIOĞLU

Halvetiyye ricalin- in günümüz temsilcisi Kasım Baba (Kasım Yağcıoğlu) Hazretlerini, hoşgörülerine sığınarak ele almak ve kısaca 1936 yılında Alucra'da dünyaya teşrif eden bu zat, medrese tahsili ile yetişmiş bir babanın evladı olarak dokuz yaşlarında hıfzını ikmal etmiş, memleketinde, Samsun'da ve İstanbul' da bir çok alimden akli ve nakli ilimler tedris ve tahsil eylemiş, yine memleketimizin bir çok yerinde, çocuk denilebilecek yaştan itibaren cami ve Kur'an hizmetlerinde bulunmuştur. Hizmetlerinin üç safhaya ayrılmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz.


1-Çocuk denilebilecek yaştan itibaren İstanbul, Bursa ve Trakya bölgesinde geçen hizmetleri,

2-Alucra-Boyluca (Zun)'da geçen imamlık, Kur'an-ı Kerim muallimliği ve Seyyid Mahmud Çağırgan (ks.) Hazretlerinin dergahındaki yedi yıllık türbedarlık hizmetleri,
3- Tekrar İstanbul'a dönüş ve Beyoğlu Emin Cami'i, Arab Camii ve Bereketzade Medresesi müştemilatında imamlık, mütevellilik ve dergah hizmetleri.

Hafızlığını Samsun' da Selman Efendiden tamamladıktan sonra İstanbul'a geldi. 1957 yılında Abdulhay Efendiden İcazet aldı. Ve irşadla görevlendirildİ. Ayrıca Kadri ve Rufai usulünü Muhiddin Ensari Efendiden öğrendi. İrşad hizmetlerinin en mükemmel şekilde sergilendiği ve yayıldığı Bereketzade'nin temelini teşkil etmesi bakımından Boyluca (Zun) dergahında, Seyyid Mahmud Çağırgan Veli (ks.) Hazretlerinin manevi davetine dönmek istiyoruz. Hayatında önemli bir yer işgal ettiği için, bu hususu Kasım Baba Hazretlerinden dinleyelim:

"1959 yılı Ekim ayında, rüyada gördüğüm bir işaret üzerine, memleketim olan Alucra kazasına, oradan da Boyluca (Zun) köyüne gittim. Köy halkı tarafından hüsn-ü kabul gördüm. Halk tarafından sevildiğimi anladım. Köylüler bana:"Burada kalıp çocuklarımızı okutacak ve imamlığımızı yapacaksın" dediler. Ben de kendileri ile bin lira yıllık ücretle anlaşıp, 1966 yılına kadar tam yedi sene bu vazifeye devam ettim. Bu köylülerle yaptığım zahiri bir anlaşma idi. Ben aslında, mana aleminde gördüğüm zatı arıyordum. Daha sonraları bu zatın aynı köyde medfun bulunan Seyyid Mahmud çağırgan Veli (k.s.) Hazretleri olduğunu anladım. Köye vardığımda, okul denilebilecek bir bina yoktu. Cami harap, dergah perişan, çağırgan Hazretleri- ni türbesinin de içinde bulunduğu kabristan köyün sığır ve davarlannı yaylağı durumunda idi. İşe, köye hemen yeni ve modem bir ilkokul kazandırmak üzere, okul yeri için uygun görülen yerden istimlak ile başlandı. Köy kısa zamanda modem bir okula kavuşturuldu. Daha sonra caminin tamiri, dergahını tanzimi ve bir misafirhane yapımı, derken sıra kabristanın ayak altında kurtarılmasına ve büyük ve Seyyid Mahmud çağırgan Veli (ks.) Hazretlerinin kabrinin yerini tespit edilmesine geldi. Köy halkı, samimiyetimize inandığı için gereken yardımı esirgemiyorlardı. Mezarlığın etrafı da şanına yakışır şekilde duvarla çevrilip hayvan otlağı olmaktan kurtarıldı. Sıra, çağırgan Hazretlinin türbesinin yerini tespitine gelmişti. İşin en heyecanlı safhası da bu sırada sergilendi. Rabbime sonsuz ham-dü senalar olsun ki, bu hususta bil- hassa beni mahcup olmaktan korudu. Hazretin de himmetiyle ve bazı kimselerin gözleri önünde çağırgan hazretlerinin yattığı yer keşf ve tespit edildi. Bu noktada olup biten bazı şeyler var ki, onları anlatmam mümkün değil. Hazretin kabrini tesbitten sonra kendisi manen türbe yapılmasını istemedi bunun üzerine kendilerine eğer sizin üzerini bir türbe yapmaz isem gözün arkada kalır diye izin istedim. Hazrete türbenin yapılmamasının sebebi sorulduğunda; sağında ve solunda gömülü başka meftalar bulunduğu için istemediğini belirtti. Bende, o meftaları başka yere nakletmek şartıyla anlaştık. Köy halkı ile birlikte kazılar yapılarak, Hazretin kabri düzenlendi. Zarif bir türbe binası ortaya çıktı. Türbe kapısının dört bir yanını çevreleyen tek bir taştır. Bu taşın kabristan dışında tespit edilmesi, kabristana kadar nakli ile kapı yerine kadar getirilişi ve yerine kırılmadan kesilerek yerleştirilmesi, hazretin nice kerametlerinin meydana geldiği bir safhadır. Bu safhayı da daha fazla açamayacağım. Ancak türbe kapısının hemen önünde, ilk günü gibi yatmakta olan başka velilerin de bulunduğunu bilhassa belirtmek isterim. çağırgan Hazretlerinin, bölge halkınca öteden beri çok sevilip sayılmasından olacak ki, Erzincan, Gümüşhane, Giresun illerinin çevrelediği coğrafi bölge içerisinde 6 yerde daha çağırgan Veli adına türbe veya makam bulunduğu bilinmektedir. Başka veliler için de bu durum söz konusudur. Mesela, Anadolu' da 20' ye yakın yerde Yunus Emre makam veya türbesi olarak yerler bulunduğu ilgilerilerin malumudur." Zun'da geçen yedi senelik hizmetlerim sırasında bir çok manevi işarete şahid oldum. Bunlar benimle birlikte ahirete kadar gider. Yalnız, bu işaretlerden canlı bir hatıramla sözlerime nihayet vereyim. Bu hatıram beni bir ömür duygulandırmaya yetmiştir. Perşembe günleri, köy camiinde sohbet ve zikir yapılırdı. Her taraftan ve her meşrepten insanlar gelir, sohbet ve zikre iştirak ederler, gelenlere yemek ve çay ikramında bulunulurdu. Bu saltanat böylece devam etmekte iken, yine bir Perşembe günü misafirler uzaktan yakından gelmeye başlamışlardı ki, bizim hatun: "Hafız Efendi! (bizim hanımın genellikle bana hitap ediş tarzı bu ifade iledir.) Evde çay, şeker ve ikram edilebilecek bir şey yoktur." dedi. Benim cebimde ise ancak 15 kuruş para vardı. Bu para ile bir şey yapmak mümkün değildi. Halbuki bana o an için beş lira para lazımdı. Duruma çok üzüldüm. Teselli için Hazretin dergahına gittim. Bu bir şaşkınlık olabilir, bir naz, bir niyaz da olabilir. Değerlendirmeyi okuyanların irfanına bırakıyorum. Dergah makamında şöyle niyazda bulundum: "Efendim! Ben İstanbul'da tahsilimi yaptım. Fahri vaizlik ve imamlıklarda bulundum. Şu anda senin dergahında, önce Allah' ıma kul, sonra O'nun Sevgili Habibi'ne ümmet olmaktan başka maksadım yok. Senin veli olduğundan da şüphe etmiyorum. Kapında bir hizmetçin olarak halimi sana arz ediyorum. Lütuf ve keremine güveniyorum. Bu misafirlerin önünde beni mahcup edersen yarın bir yorganım var, onu da alır giderim" dedim. Selamlaşıp ayrıldıktan sonra eve geldim ki, herkes neşe içinde. Sebebini sorduğumda: Tanımadıkları bir zatın bir çok yiyecek getirdiğini söylediler. O zatın bir şey söyleyip söylemediğin soruduğumda: "Hoca Efendi'ye söyleyin. Ufak tefek şeyler için yorganını alıp gitmesin"demiş olduğunu öğrendim. İşte bu hatıram, yüzlerce hatıramdan bir tanesidir. Zamanım ve imkanım olursa, bu yedi senelik türbedarlık hatıralarımı, Fatiha ile anılma ümimi ile kaleme alıp neşretmek isterim" buyurdular. Mazanna-i Kiramdan, ilmiyle amil, kamil, kanaatkar, sabırlı ve son derece hoşgörüsü ile herkesin takdir ve teveccühünü kazanan, Mevlana gibi hoşgörülü, Yunus gibi sevgi dolu bu yüce zata dareyfi (dünya ve ahiret) saadeti diler, hizmet ve himmetlerini devamını yüce Allah'tan temenni ve niyaz eyleriz. Himmet, Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet erbabına mahsustur. İlahi rıza, ibadetlerde saklıdır. BİR İLHAM VE CAĞIRGAN Tevhide bağlılık, evliyay-i arifin HAZRETLERİNCE SUNULAN kaddesallahüesrarahüm İKRAM: hazretlerine mahsustur. Boyluca (Zun) köyünde imamlığı ve aynı zamanda türbedarlığı sırasında hazretin Kasım Babaya manevi bir emirle şunları yazdırıyor: 

"Ey birader! Bir sözüm var. Sana: Dinle onu can kulağınla! Bu dünya baki değil. Bu gün bana yarın sana!... Hidayet mevcudatın haliki, vahdaniyetin sahibine mahsustur. Şefaat kainatın mürşidi: Aziz, Latif, Ezeli, Ebedi, Rabb 'in Habib- i, bütün nebilerin nebisi olan Hazreti Muhammed Mustafa (S.A.V) ya Mü 'minierin ve ehli Kur 'an olanların tevhide bağlılık göstermesi müraccahtır (Tercihe şayandır)." Allah Dostlarını anlamaktan maksat onların yaptıklarını yapmaktır. Allah'u Teala bizi doğru yola ilettiklerinin yoluna iletsin. Bu vesile ile Mahmud çağırgan-ı Veli Hz. lerine Fatiha, Yasin, İhlas ve evratları hediye olarak gönderdiğimizde himmetlerinin erişeceğini ve karşılıksız kalmayacağını biliyoruz.



KAYNAK : bereketzadedergah.blogcu.com